MERHABA
9/10/2006
-
Haydi Ermenilere Karşı Elele
Google’ da Armenian Genocide (ermeni soykırımı) yazdığımızda sayfaların neredeyse tamamı uydurma ermeni iddialarını anlatan diaspora siteleridir.Bizim tezimizi anlatan siteleri yukarı taşımanın tek yolu gerçekleri öğrenmek ve ülkemize destek vermektir. www.ermenisorunu.gen.tr İşte ülkemize destek vermek bu kadar kolay bu konu ihmale gelmez. Biliyorsunuz onlar dünyanın her köşesinden toplu şekilde çalışıyorlar... !!! |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
8/9/2006
-
GENEL HATLARIYLA ERMENİ SORUNU
1960'lı yılların ikinci yarısından itibaren, çeşitli ülkelerde yerleşik olan Ermeni grupların, Türkiye aleyhine başlattıkları karalama kampanyaları ile varlığını hissettiren sözde Ermeni sorunu, 1973'den sonra "Kanlı Ermeni Terörizmi"ne dönüşmüştür.
Bu tarihten itibaren Türkiye'ye yönelik Ermeni faaliyetleri, "Dört T" planı çerçevesinde uygulamaya konulmuştur. Bu plan, sözde Ermeni sorununun tüm dünyada Tanıtılması, soykırımın Tanınması, Türkiye'den Tazminat alınması ve Toprak elde edilmesi aşamalarını içermektedir.
Bugün, maksatlı olarak gündemde tutulmaya çalışılan sözde Ermeni sorununun ne derece mesnetsiz olduğunu ve ne tür çıkar kaygıları ile ortaya atıldığını daha iyi anlayabilmek için tarihsel gelişiminin incelenmesinde fayda görülmektedir.
1. ERMENİ KİMLİĞİ VE TARİHTE TÜRK-ERMENİ İLİŞKİLERİ :
Tarihte, "Ermenistan neresidir? Nerede başlar, nerede biter?" sorularına cevap vermek çok güçtür. Ansiklopedik kaynaklarda; Erivan, Gökçegöl, Nahçıvan, Rumiye gölü kuzeyi ve Mako bölgesine, yukarı memleket anlamına gelen Armenia, bu yörelerde yaşayan halka ise Ermeni denildiği yer almaktadır.
Ermeni tarihçilerin bir kısmı, M.Ö. altıncı yüzyılda Kuzey Suriye ve Kilikya Bölgesi'nde yaşayan Hititlerden olduklarını, bir diğer kısmı ise Nuh'un oğullarından Hayk'a dayandıklarını iddia etmektedir. Bunun yanında, Ermenistan denilen coğrafyada yerleşen ve bugün Ermeni diye adlandırılan toplumun, bölgenin kesin olarak neresinde yaşadıkları, sayıları ve aynı yörede ikamet eden diğer unsurlara kıyasla nüfus oranları bilinmemektedir.
Görülüyor ki, Ermeni tarihçileri bile kökenleri konusunda fikir birliği içinde değildir. O halde tarih boyunca bir millet ve bağımsız devlet olma vasfını taşımayan Ermenilerin, herhangi bir bölgeye "vatanımızdır" demeleri mümkün görülmemektedir. "Büyük Ermenistan" hayalinin de, tamamen yayılmacı bir düşüncenin ürünü olduğu değerlendirilmektedir.
Tarihsel olarak bakıldığında, Ermenilerin sırasıyla, Pers, Makedon, Selefkit, Roma, Part, Sasani, Bizans, Arap ve Türkler'in hakimiyeti altında yaşadıkları görülür. Ermeni derebeyliklerinin birçoğu, bölgeye hakim olan ve/veya Ermenileri kendi saflarına çekerek kullanmak isteyen devletler tarafından kurdurulmuştur.
1071'de Türk hakimiyetine giren Ermenileri, Bizans'ın zulmünden kurtaran ve onlara insanca yaşama hakkını bahşeden, Selçuklu Türkleri olmuştur. Fatih döneminde ise, Ermenilere din ve vicdan hürriyeti verilmiş, Ermeni cemaati için dini ve sosyal faaliyetlerini yönetmek üzere Ermeni patrikliği kurulmuştur.
Ermeni patriğine, ruhani reisleri azletme, dini ayinleri yasaklama, cemaatinden haraç toplama, nikah işlerini yürütme ve hapis cezaları verme yetkileri verilmiştir.
Ermeniler, 19 uncu yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı idaresinde, Türk insanının hoşgörüsünden de yararlanarak, adeta altın çağlarını yaşamışlardır. Askerlikten muaf tutulan ve kısmen vergi muafiyeti tanınan Ermeniler, ticaret, zanaat ve tarım ile idari mekanizmalarda önemli görevlere yükselme fırsatını elde etmişlerdir. Rum isyanından sonra boşalan Osmanlı hariciyesine yerleştirilen Ermenilere Osmanlı Devleti'ne hizmetlerinden dolayı "milleti sadıka" adı verilmiştir.
Bu nedenle 19 ncu yüzyılın son çeyreğine kadar Osmanlı Devletinin bir Ermeni sorunu olmadığı gibi, Ermeni tebaanın da Türk yöneticileriyle halledemedikleri bir mesele mevcut değildir.
2. ERMENİ SORUNU NEDİR ?
Osmanlı Devleti zayıflamaya başlayıp, hemen her konuda Avrupa'nın müdahalesine maruz kalınca, Türk - Ermeni ilişkileri kötüleşmeye başlamıştır. Batılı ülkeler Osmanlı Devleti'ni bölerek bölgesel çıkarlarına ulaşabilmek için Ermenilerle Türk toplumunun arasını açmayı hedeflemişlerdir.
Özellikle Avrupa'nın bazı büyük devletleri ıslahat" adı altında bir yandan Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışırken, bir yandan da Ermenileri, Osmanlı Yönetimi'ne karşı teşkilatlandırmışlardır.
Böylece ülke içinde ve dışında teşkilatlanan ve silahlanan Ermeni komiteleri ile Ermeni kiliselerinin kışkırtıcı faaliyetleri sonucunda, Ermeni toplumu yavaş yavaş Türklerden uzaklaşmaya başlamıştır.
Türklerin hoşgörüsüne rağmen, yabancı devletlerle ittifak etmek suretiyle Türklerle mücadeleye başlayan Ermeniler, Batının desteğini alabilmek için kendilerini "ezilen bir toplum" olarak göstermeye ve "Anadolu üzerindeki egemenlik haklarını Türklerin gasp ettiği"ni dile getirmeye başlamışlardır. Bu faaliyetlerini basın aracılığıyla duyurarak kamuoyu yaratmaya çalışmışlardır. Bu asılsız propagandalarını iddialarının kanıtları olarak bugün de kullanmaktadırlar.
1839 Tanzimat ve 1856 Islahat Fermanları Ermenilerin daha fazla Batıya yönelmesine sebep olmuş, karşılıklı beklentiler artmıştır. Ermeniler, Misyonerler vasıtasıyla yönlendirilmeye ve yabancı devletlerin nüfuzu için kullanılmaya başlanmışlardır. Buna karşılık Ermeniler de Batıyı amaçlarını gerçekleştirmek için bir araç olarak görmüşlerdir
Islahat Fermanı ile Müslümanlar ve gayrimüslimler eşit statüye getirilince ayrıcalıklarını kaybeden Ermeniler,1877 - 1878 Osmanlı - Rus Savaşı sonunda, Rusya'dan "işgal ettiği doğu Anadolu topraklarından çekilmemesini, bölgeye özerklik verilmesini veya Ermeniler lehine ıslahat yapılmasını" talep etmişlerdir. Bu isteklerle birlikte Ermeni sorunu ortaya çıkmaya ve uluslar arası bir şekil almaya başlamıştır.
İngiltere ve Rusya tarafından tarih sahnesine sunulan Ermeni sorunu, aslında emperyalizmin Osmanlı İmparatorluğu'nu yıkma ve paylaşma politikasının bir uzantısıdır.
3. ERMENİ İSYAN VE KATLİAMLARI :
Ermenilerce sırasıyla, Anadolu'da: Armenakan ve Vatan Koruyucuları, Cenevre'de: Hınçak, Tiflis'te: Taşnak komiteleri kurdurulmuştur. Bu komitelere hedef olarak Doğu Anadolu toprakları, amaç olarak ise Osmanlı Ermenileri'nin bağımsızlık kazanması gösterilmiştir.
Bu amaçla kışkırtılan Ermeni komiteleri, 1890 yılındaki Erzurum isyanı ilk olmak üzere, Kumkapı gösterisi, Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon olayları, Sason isyanı, Babıali gösterisi, Zeytun ve Van isyanı, Osmanlı Bankası'nın işgali, II. Abdülhamite suikast teşebbüsü ve 1909 Adana isyanlarını çıkartmışlardır.
Ermeniler, Türk halkına en büyük zararı, Birinci Dünya Savaşı sırasında giriştikleri katliamlarla vermişlerdir. Bu dönemde Ermeniler; Türk köylerine baskınlar düzenlemek suretiyle halka büyük zarar vermişlerdir. Örneğin Vanın Zeve Köyünün bütün halkı, kadın, çocuk ve yaşlı demeden, Ermeniler tarafından öldürülmüştür.
Bir İngiliz belgesine göre; Ermenilerin, asılsız iddialarının aksine Van ve Bitlis yörelerinde öldürdükleri Türklerin sayısı 300.000 ile 400.000 arasındadır.
4. TEHCİR KANUNU, UYGULAMASI VE SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI İDDİASI:
Osmanlı Hükümetinin bütün iyi niyetine rağmen, ülkede Ermeni olaylarının giderek yoğunlaşması, erkek nüfusun askere alınmasından dolayı savunmasız kalan Türk kadın ve çocuklarına Ermeni saldırılarının artması ve ordunun birçok cephede savaş halinde bulunması nedeniyle mahalli isyanların topyekün bir ihanete dönüşmemesi için, cephe gerisinin emniyete alınması ihtiyacını doğurmuştur.
26 Şubat 1921 tarihinde Türk Milli Mücadelesinin Önderi Mustafa Kemal Paşa, Public Ledger (Philadelphia) muhabirine şunları söylemiştir:
Rus Ordusu, 1915te bize karşı büyük taarruzunu başlattığı bir sırada o zaman Çarlığın hizmetinde bulunan Taşnak Komitesi, askeri birliklerimizin gerisinde bulunan Ermeni ahalisini isyan ettirmişti. Düşmanın sayı ve malzeme üstünlüğü karşısında çekilmeye mecbur kaldığımız için kendimizi daima iki ateş arasında kalmış gibi görüyorduk. İkmal ve yaralı konvoylarımız acımasız şekilde katlediliyor, gerimizdeki köprüler ve yollar tahrip ediliyor ve Türk köylerinde terör hüküm sürdürülüyordu. Cinayetleri işleten ve saflarına eli silah tutabilen bütün Ermenileri katan çeteler, silah, cephane ve iaşe ikmallerini, bazı küçük devletlerin daha sulh zamanından beri kendilerine kapitülasyonların bahşettiği dokunulmazlıklardan bilistifade ve bu maksada matuf olarak büyük stoklar husule getirmeye muvaffak oldukları Ermeni köylerinden yapıyorlardı.
24 Nisan 1915'de Ermeni Komiteleri kapatılmış ve yöneticilerinden 235 kişi, "devlet aleyhine faaliyette bulunmak" suçundan tutuklanmıştır. Ermenilerin her yıl "sözde soykırım anma günü" olarak andıkları 24 Nisan, bu tarih olup tehcirle alakalı değildir.
Komitelerin kapatılması, elebaşlarının ve bazı teröristlerin tutuklanması, olayları
yatıştıracağına daha da şiddetlendirmiştir. Osmanlı Hükümeti son insani çare olarak; savaş bölgelerindeki halk ile Osmanlı Devleti'ne karşı casusluk ve hıyanetleri görülenlerin, savaş alanlarından uzak yerlere "sevk ve iskanı" için 27 Mayıs 1915'de "Tehcir Kanunu"nu çıkarmıştır.
1914 yılı resmi verilerine göre Osmanlı Devleti'nde 1.234.671 Ermeni nüfusu bulunmaktadır. Bu sayı Ermeni Patrikhanesi'ne göre 2.5 milyon, Lozan Konferansı Ermeni Heyeti'ne göre 2.2 milyon, Fransız Sarı Kitabı'na göre 1.5 milyon, Britannica'ya göre 1.5 milyon ve İngiliz yıllığına göre 1 milyon olarak belirtilmektedir.
Arşiv belgelerine göre; Sevk ve Uzaklaştırılmaları Kararlaştırılan Ermenilerin İllere göre dağılımı şöyledir.
Kütüğe Kayıtlı Nüfus Sevk Olunan Nüfus Sevk Olunacakları Yol
Güzergahı ve Yer
İller Sayı Sayı
Ankara 47.224
Erzurum 128.657 120.000 Elazığ yoluyla Musul ve Zor'a
Adana 46.031
İzmit 54.370 50.000 Konya Halep yoluyla Zor'a
Bitlis 109.521 20.000
Samsun(Canik) 26.374 26.374
Halep 34.451
Bursa(Hüdavendigar) 66.413
Diyarbakır 61.002
Sivas 141.592 141.592 Malatya yoluyla Zor ve Musul'a
Trabzon 34.500 28.000 Gümüşhane yoluyla Zor ve Musul'a
Balıkesir(Karesi) 8.290
Afyon 7.327
Kayseri 47.617
Elazığ(Mamuretülaziz) 74.206
Kahraman Maraş 27.101 27.101 Halep yoluyla Zor ve Suriye'ye
Niğde 5.101
Van 67.792
Toplam 987.569 -413.067
Sözde Ermeni soykırımı iddiası tamamen uydurma olup, geçerli hiçbir belge ve kanıta dayanmayan, hukuki zeminden yoksun olan ve Türk düşmanlığı üzerine bina edilen, gerçek dışı bir hayal ürünüdür.
Nitekim ABD'li Ermeni profesör Hovannisian, 1982 yılında Münih'te yapılmış olan "Dünya Ermenilerinin Problemleri Kongresi'nde bu gerçeği, "Ermeni soykırımı ispatlanamamıştır. Soykırım hukuken geçersizdir ve zaten zaman aşımına da uğramıştır." şeklinde dile getirmiştir.
ABD'li Prof. Bernard Lewis ve Prof. Stanford Shaw da, sözde Ermeni soykırımının gerçek olmadığı konusundaki tezleri nedeniyle, Ermenilerin yoğun tepkisine maruz kalmıştır. Soykırım iddiası ile ilgili olarak Bernard Lewis, 1993 yılında "Le Monde" gazetesinde yayımlanan makalesinde şöyle yazmıştır: "Osmanlı Hükümeti'nin Ermeni ulusuna karşı kitlesel imhayı öngören bir planı olduğunu gösteren geçerli kanıt yoktur. Türklerin "tehcire" (Ermeni halkın savaş alanından alınarak başka yerlere gönderilmesi) başvurmalarının meşru nedenleri vardır. Çünkü Ermeniler, Osmanlı topraklarını işgal eden Rusya ile ittifak halinde Türklere karşı çarpışıyorlardı". Yine Dr. Karekin Pastırmacıyan'ın "Anadolu-yı Şarki Şimendifer Meselesi" adlı kitabında, Erzurum çevresinde yaşayan 15.000 civarındaki Ermeni'nin kendi isteğiyle Türkiye'yi terk ettiği, Ermenilere Türkler tarafından baskı yapılmadığı ve soykırım gibi bir muamelenin olmadığı yer almaktadır.
5. SOYKIRIM NEDİR?
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu dünyada soykırım suçunu önlemek ve cezalandırmak için 1948'de kabul ettiği Soykırım Sözleşmesinde, Soykırım; bir milli, etnik, ırki veya dini grubu, grup niteliğiyle, kısmen veya tümüyle, yok etmek kastıyla;
a. Grubun mensuplarını katletmek,
b. Grubun mensuplarına ciddi bedensel ve psikolojik zarar vermek,
c. Grubun maddi varlığının kısmen veya tamamen yok olmasına yol açacak hayat şartlarına kasten tabi tutmak,
d. Grup içinde doğumları önlemek amacıyla önlemler dayatmak,
e. Grubun çocuklarını bir başka gruba zorla nakletmek olarak tanımlanmıştır.
Türkiye bu sözleşmeye 1950 yılında taraf olmuştur.
Bugün resmi/hukuki olarak; II nci Dünya Savaşı boyunca Nazilerin Yahudilere ve diğer etnik gruplara karşı giriştikleri kitlesel kıyım ve Srebrenitsa (Bosna) da Sırp milliyetçileri tarafından Boşnaklara yapılan katliam, soykırım kapsamında kabul edilmektedir.
Soykırım suçu, gerçek anlamda yukarıda örneklenmiş olan olaylarda işlenmiştir. Ermenilerin iddia ettiğinin aksine, 1915 yılında Doğu Anadolu bölgesindeki Ermenilere yönelik uygulama, sadece güvenliğin sağlanması amacıyla imparatorluk içinde başka bir bölgeye göç ettirme olup soykırım değildir.
Ermenilerin Doğu Anadolu'da savaş ve tehcir sırasında kayıplar verdikleri doğrudur. Ancak bu kayıplar, Doğu Anadolu'da yaşanan savaş ve isyanlar nedeniyle asayişin sağlıklı olarak sağlanamaması, araç, yakıt, gıda, ilaç yetersizliği, ağır iklim şartları ile tifüs gibi salgın hastalıkların yol açtığı tahribat sonucu meydana gelmiştir.
6. SONUÇ:
Ermenilerin Türklere karşı silahlı terör metodolojisini kullanmaya başlamaları, Türkiye açısından Ermeni sorununa önemli bir boyut kazandırmıştır. Özellikle Türk devlet adamlarına yöneltilen bu terörist strateji ilk defa 1905'te II. Abdülhamit'e yapılan bombalı saldırı ile başlamıştır. 1965 yılına kadar devam eden sakin bir dönemden sonra, Ermeni lobisinin desteğiyle terör hareketleri birdenbire tekrar ortaya çıkarılmıştır. Basın ve yayın faaliyetleri programlı olarak uygulamaya konulmuştur. Ermeni terörü, yurt dışındaki Türk görevlilerine, temsilciliklerine ve kuruluşlarına yönelik silahlı saldırılar şeklinde kısa zamanda hızlı bir tırmanış göstererek yoğunluk kazanmıştır. 1973 yılından 1994 yılına kadar 36 devlet görevlisi şehit edilmiştir.
Ermeni terör örgütlerinin müşterek amacı; her fırsattan yararlanarak Türkiye'yi istikrarsızlığa sürüklemek ve sözde işgal altındaki Ermeni topraklarını kurtararak, "bağımsız bir Ermenistan" kurmaktı. Bugün Ermenistan politikasında, söz konusu isteklerin değişik başlıklar altında devam ettiği görülmektedir.
Ermenistan, bağımsızlığını elde etmesini müteakip, bağımsızlığını kazanmadan önceki yayılmacı politikasını uygulamaya koyarak Dağlık Karabağ üzerinde iddia ettiği haklarını gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Türkiye, Ermenistanın bağımsızlığını ilk tanıyan devletlerdendir. Buna rağmen Ermenistan, Türkiye ile ilişkilerini Büyük Ermenistanı Kurma Hayali çerçevesinde yürütmüş ve bugün dahi aynı politikasını ısrarla devam ettirmektedir.
Ermenistan, soykırım iddialarının kabulü ve tesciline bağlı olarak, Türkiye'den yüklü bir tazminat almak ve son aşamada Türkiye sınırları içerisinde bulunduğunu iddia ettikleri sözde Ermeni topraklarının iadesini sağlayarak büyük Ermenistan'ı kurmak yönünde bir siyaset izlemektedirler. Nitekim Ermenistan parlamentosu 23 Ağustos 1990'da kabul ettiği bildiride; "Ermenistan Cumhuriyeti, Osmanlı Türkiyesi ve Batı Ermenistan'da gerçekleştirilen 1915 soykırımının uluslararası kabul görmesi çabasını destekler." maddesine yer vermiştir.
Ermenistan Parlamentosu, 1992 yılında Sovyetler Birliği ve Türkiye arasında imzalanan Kars Anlaşmasıyla belirlenen Türkiye - Ermenistan sınırını tanımadığını açıklamış, bunun üzerine Türkiye, Ermenistanın Türkiyenin mevcut sınırlarını tanıdığını resmen ve yazılı olarak açıklamaması halinde Ermenistanla ilişkilerini resmileştirmeyeceğini duyurmuştur. Sonraki yıllarda iyileşmeye başlayan Türk-Ermeni ilişkileri, Dağlık Karabağda savaş durumunun devamı, Azeri topraklarının 1/5inin hala Ermeni işgali altında olması ve binlerce Azerinin topraklarından göç etmek zorunda kalması nedeniyle Türkiyeyi Ermenistan ile ilişkilerinde temkinli davranmaya itmiştir.
Sözde soykırımın tanınmasını hedefleyen girişimler, özellikle Belçika, Fransa, Avustralya, Yunanistan, Lübnan, Kanada, Rusya, ABD ve Arjantin'de yoğunlaşmış ve bu ülkelerde ardı ardına soykırım anıtları dikilmeye, söz konusu devletlerin bazılarının okullarında sözde soykırım ders olarak okutulmaya başlanmıştır.
Ermenistanda Ter-Petrosyan yönetiminin nispeten ılımlı tutumundan sonra, Nisan 1998'de Koçaryan'ın cumhurbaşkanı olmasıyla birlikte, aşırı milliyetçi hareketler serbest bırakılmış ve Ermenistan Türkiye ile ilişkilerinde sertlik yanlısı bir politika izlemeye başlamıştır.
Bunun yanı sıra Koçaryan, yapmış olduğu resmi bir açıklamada; "soykırımı hiçbir zaman unutmayacaklarını, dünyaya bu trajediyi hatırlatmak durumunda olduklarını, soykırımın cezasız kaldığını ve uluslar arası tanıma ile kınamanın layık olduğu şekilde gerçekleşmediğini" ifade etmiş, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 53. oturumunda da bilinen iddialarını tekrarlayarak, Ermenistan'ın Türkiye ve Azerbaycan tarafından abluka altına alındığını dile getirmiştir.
Sonuç olarak; Ermenistan ve Ermenistan dışında yaşayan Ermeniler; sözde soykırım iddiaları vasıtasıyla sorunun tüm dünyada tanınmasını, soykırım olarak kabul edilmesini, bu yolla Türkiye'den tazminat ve toprak talebinde bulunulmasını amaçlamaktadırlar. |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
8/9/2006
-
BİR ERMENİ GERÇEĞİ DAHA
BİR ERMENİ GERÇEĞİ DAHA Ermeni diasporasının karalama kampanyaları hızla sürüyor. Oysa, elimizde öylesine önemli belgeler var ki...Örneğin bu yazıda anlatacaklarımı çoğumuzun bildiğini de sanmıyorum. Karamanlı yedek subay Ahmet Altınay'ın günlüğünü su yüzüne çıkaran Ahmet Duru'nun, İmge yayınlarından çıkan "Katran Kazanında Sterilize" adlı kitabından...Birinci Dünya Savaşı'nda İngilizlere,150 bin askerimiz esir düştü.Bu
askerlerden bir kısmı da Mısır'ın İskenderiye şehri yakınlarında bulunan Seydibeşir Usare Kampı'na hapsedildi. Kampın tam adı, "Seydibeşir Kuveysna Osmanlı Useray-ı >Harbiye Kampı"idi.
Bu kampta, 1918'de Filistin cephesinde esir düşen 16. Tümen'in
48. Alayı'na bağlı Osmanlı askerleri tutuluyordu.
12 Haziran 1920'ye kadar iki yıl boyunca her türlü işkence
eziyet, ağır hakaret ve aşağılamaya maruz kaldılar.
Bu insanlık dışı muamelenin nedeni ise Ermeniler idi... Kamptaki, Türkçe bilen Ermeni tercümanların yalan,
yanlış çevirileri ve kışkırtmaları nedeniyle, kampların İngiliz komutanları, azılı Türk düşmanı kesilmişlerdi. Savaş bitmişti. Ancak, kamptaki ağır koşullar nedeniyle ölenler dışındaki askerleri teslim etmek, İngilizler'in işine gelmiyordu.Çünkü, olası yeni bir savaşta, bu askerlerin yeniden
karşılarına çıkabilecekleri, Ermeniler tarafından,
İngilizlerin beyinlerine işlenmişti.Çözüm toplu katliamdı...
Askerlerimiz, mikrop kırma bahanesiyle, süngü zoruyla dezenfekte havuzlarına sokuldu. Ancak suya normalin çok üzerinde krizol maddesi katılmıştı.Mehmetçik, daha ayağını soktuğunda, aşırı krizol maddesi nedeniyle haşlanıyorlardı. Ancak İngiliz askerleri dipçik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan çıkmalarına izin vermiyorlardı. Mehmetçikler, bele kadar gelen suya başlarını sokmak istemedi. Ancak bu kez İngilizler havaya eteş etmeye başladı. Askerlerimiz, ölmemek için çömelerek başlarını suya soktular.
Ancak başını sudan kaldıran artık göremiyordu. Çünkü gözleri
yanmıştı... Dışarı çıkanların halini gören sıradaki askerlerimizin
direnişleri de fayda etmedi ve 15 bin askerimiz kör oldu. Bu vahşet, 25 Mayıs 1921 tarihinde TBMM'de görüşüldü. Milletvekilleri Faik ve Şeref beyler bir önerge vererek, Mısır'da esirlerin krizol banyosuna sokularak 15 bin vatan evladının gözlerininkör edildiğini, bunun faili olan İngiliz tabip, garnizon komutanı ve askerlerinin cezalandırılması için TBMM'nin teşebbüse geçmesini istediler. Tabii ki yeni kurulan devletin bin türlü sorunu vardı. Bu hesap sorma işi de unutuldu gitti. Ama onlar unutmuyorlar...Kendi ihanetlerini bile soykırım ambalajına sarıp, dünya kamuoyuna sunuyorlar. En üzücü olanı da malum birilerinin, bu karalama kampanyalarına çanak tutması... |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
14/8/2006
-
BU İNGİLİZ VAHŞETİ UNUTULUR MU ???
Birinci Dunya Savasi'nda Ingilizlere, 150 bin askerimiz esir dustu. Bu askerlerden bir kismi da Misir'in Iskenderiye sehri yakinlarinda bulunan Seydibesir Usare Kampi'na hapsedildi. Kampin tam adi,"Seydibesir Kuveysna Osmanli Useray-i Harbiye Kampi" idi. Bu kampta,1918'de Filistin cephesinde esir dusen 16. Tumen'in 48.Alayi'na bagli Osmanli askerleri tutuluyordu. 12 Haziran 1920'ye kadar iki yil boyunca her turlu iskence, eziyet, agir hakaret ve asagilamaya maruz kaldilar. Bu insanlik disi muamelenin nedeni ise Ermeniler idi... Kamptaki, Turkce bilen Ermeni tercumanlarin yalan, yanlis cevirileri ve kiskirtmalari nedeniyle, kamplarin Ingiliz komutanlari,azili Turk dusmani kesilmislerdi.Savas bitmisti. Ancak, kamptaki agir kosullar nedeniyle olenlerdisindaki askerleri teslim etmek, Ingilizler'in isine gelmiyordu.Cunku, olasi yeni bir savasta, bu askerlerin yeniden karsilarina cikabilecekleri, Ermeniler tarafindan, Ingilizlerin beyinlerine islenmisti. Cozum toplu katliamdi... Askerlerimiz, mikrop kirma bahanesiyle, sungu zoruyla dezenfekte havuzlarina sokuldu.Ancak suya normalin cok uzerinde krizol maddesi katilmisti. Mehmetcik,ayagini soktugunda, asiri krizol maddesi nedeniyle haslaniyorlardi.Ancak Ingiliz askerleri dipcik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan cikmalarina izin vermiyorlardi. Mehmetcikler, bele kadar gelen suya baslarini sokmak istemedi. Ancak bu kez Ingilizler havaya ates etmeye basladi. Askerlerimiz, olmemek icin comelerek baslarini suya soktular.Ancak basini sudan kaldiran artik goremiyordu. Cunku gozler yanmisti...Disari cikanlarin halini goren siradaki askerlerimizin direnisleri de fayda etmedi ve 15 bin askerimiz kor oldu. Bu vahset, 25 Mayis 1921 tarihinde TBMM'de görüşüldü.Milletvekilleri Faik ve Seref beyler bir onerge vererek, Misir'da esirle krizol banyosuna sokularak 15 bin vatan evladinin gozlerinin kor edildigini, bunun faili olan Ingiliz tabip, garnizon komutani ve askerlerinin cezalandirilmasi icin TBMM'nin tesebbuse gecmesini istediler. Tabii ki yeni kurulan devletin bin turlu sorunu vardi. Bu hesap sorma isi de unutuldu gitti.
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
22/6/2006
-
Ermeni Katliamlarının Fotoğrafları
|